“Suskunluk, Kar, Hasan, Ayran ve Diğerleri…” / Müjgan Yıldırım / evrensel.net

Hasan karda yürüyor, bitmeyen bir yol, düşe kalka, bata çıka… O, karda yürüdükçe yüreğinizin derinliklerinde iz bırakıyor… Hasan, arkadaşı, kahramanı Zagor’u derenin sularında kaybedince sizin çocukluğunuz da onun peşi sıra sürükleniyor… Annenin konuşmadan bakışı, Recep’in kavuşamadığı aşkı, birbirini etkileyen yaşamların birbirinden habersiz akışı, umutla umutsuzluğun, karayla akın, karla kurdun, yaşamla ölümün iç içeliği… Hasan yürüyor karda, güğümü “Çiko”, temiz ayranı, ardındaki iki çift gözü, üşüyen elleri ve düşleriyle… O yürüdükçe unuttuğumuz yaralarımızı kanatıyor, o yürüdükçe kar beyaz sessiz bir çığlığa dönüşüyor, boğazda düğümlenen…

Beyaz ki hep karanın zıddıdır, beyaz ki umudun rengidir, beyaz ki gecenin sabahıdır, beyaz ki barışın simgesidir; beyazdır güvercin, mutluluğun rengidir; bu yüzden beyazdır gelinlik, karadır ölümün rengi ama beyaz değil midir her rengin bileşeni… Bülent Ortaçgil’in dediği gibi “Ak kuşlar kara kuşlar, hepsi aynı kuş olmasınlar…” Yönetmen-Senarist Selim Güneş’in filmi “Kar Beyaz” işte böylesi duyguların, gel-git’lerin, hesaplaşmaların, kendine dönüşlerin bir filmi aslında… Diyalog yerine görselliği tercih eden yönetmen belki de “Herkesin filmi kendine” düşüncesiyle serbest bırakmış seyirciyi… O bir film yapmış, içinden yüzlerce film çıksın diye… Bunlar tabii ki öznel düşünceler ama bir gerçek var ki, Selim Güneş bu ilk filmiyle yüreğimize dokunmuş… Aklıma yıllar önce röportaj yaptığım Türk asıllı Macar Yönetmen Can Togay geldi… O da Gözden Irakta Bir Kış filminde, kardan mahsur kalan bir köyü ve oradaki yaşamı anlatmıştı ve demişti ki: “Filmlerimle, beynimle insanların yüreğine dokunuyorum, ama buna ne kadar hakkım var bilemiyorum…

Artvin’in Doğasıyla Mircan’ın Müziği Buluşuyor

Selim Güneş, Sabahattin Ali’nin önemli hikayelerinden biri olan “Ayran”ı senaryolaştırarak beyazperdeye aktarmış. Üç yıl süren masa başı çalışmasının ardından çekimlerini yine kendi memleketi olan Artvin’de gerçekleştirmiş. Ağırlıklı olarak Artvin-Borçkalı oyuncuların kullanıldığı filmde başrolü oynayan Hasan, gerçekten çok başarılı bir oyun sergilemiş. Görselliğin ön plana taşındığı durgun, geçmişle bugün arasında geçişlerle anlatılan, imgelerin ve müziğin ön plana çıktığı film, insanın yüreğine dokunmakla kalmıyor insanı oturduğu koltukta rahatsız etmeyi başarıyor…

Kar Beyaz filminin ritmini sesler belirliyor; derenin, rüzgarın, kurtların sesi… İşte tam da burada filmin müziklerini yapan Mircan devreye giriyor. Bu sene Antalya Film Festivali’nde, “Kar Beyaz” filminin müzikleriyle “Altın Portakal” alan Mircan, gerçekten filmden alıp uçuruyor insanı… Öyle sahneler var ki içimizdeki sessizliğin sesi oluveriyor, söylenemeyen sözün tarifi, atılamayan çığlığın ifadesi, sonsuzluğun resmi gibi…

Tüm bunlara mekan olarak seçilen Artvin’in o muhteşem dağları, ormanları, dereleri de eklenince görsel bir şölen açılıyor önünüzde…

12 Eylüle Gönderme…

Yeşim Ustaoğlu’nun “Bulutları Beklerken” filmiyle Doğu Karadeniz’in yaylalarının sisli bulutlarıyla tanışmıştık… Özcan Alper’in “Sonbahar” ve Semih Kaplanoğlu’nun bol ödüllü filmi “Bal” dan sonra Karadeniz’in bu en kuzeydeki gözden ırak memleketi, Artvin’le buluşmuştuk. Selim Güneş ise bu filmiyle doğanın güzelliği kadar zorluğuyla da buluşturuyor bizi… Hasan’ın mücadelesi, babasının idealistliği, “yabancı”nın umursamazlığı, annenin sessizliği, Recep’in imkansızlığı, ispiyoncunun vicdan azabıyla buluşuyoruz. Güneş, bu filmiyle zamanı durdursa da, 12 Eylüle gönderme yaparak birbirini etkileyen insanlar yumağındaki bir duruma da dikkat çekiyor… 12 Eylül öncesinde oldukça politik bir yer olan Artvin, 12 Eylül ve sonrasında birçok insanın canının yandığı, öldüğü, öldürüldüğü, işkencelere maruz kaldığı bir yer oldu. İşte bu yüzdendir ki filmin halkalarından biri de (Belki de en önemli halkası) idealist bir demirciyle örtüşen Hasan’ın babası karakteriydi…

Filmin beni en etkileyen ayrıntısı ise yaşamlarımızın ne denli birbirine bağlı olduğu, küçük ayrıntıların, davranışların bir başka insanın hayatında meydana getirdiği büyük sonuçları… Selim Güneş filminde “umut” olduğunu belirtiyor ve John Lennon’un sözünü ekliyor: “Nerede yaşam varsa orada umut vardır…” Bir yerlerde Hasanlar ölmeye devam ediyor, bir yerlerde umutsuzluğa umudu ekliyorlar, bir yerlerde…

Ayran Satabilmek İçin Doğayla Savaşan Küçük Hasan

Uzun yıllar fotoğrafçı olarak yaşamı kareleyen, an’ı durduran Yönetmen-Senarist Selim Güneş’in, bu ilk filmiyle anlatmak istediklerine gelince… Öyküsünü kısaca şöyle özetleyebiliriz: Kar Beyaz, küçük bir çocuğun kardeşlerine bakmak sorumluluğuyla ekmek alabilmek için ayran satmaya dağ köyünden yol kenarına gidip dönmesinin filmi. Bu süreç içerisinde onun hayallerini, rüyalarını, anılarını paylaşıyor ve onun doğayla ve kurtlarla mücadelesini izliyoruz. Çocuklarına tek başına bakmak zorunda kalan genç bir annenin bekleyişi ve korkularını, hapse girmiş babanın hasretini ve duyduğu acıyı, tutkuyla sevdiğinden haber bekleyen genç bir köylüyü, gurbete çalışmaya giden yalnızlıktan korkan genç bir adamı, ispiyonladığı genç bir adamın hapse girmesiyle suçsuz insanların yaşamak zorunda kaldığı durumdan rahatsızlık duyan bir ihtiyar köylüyü ve bu insanların Hasan’la olan ilişkileriyle birlikte oluşan durumları anlatılıyor.

‘Kar Beyaz’ Festival Yolculuğu

47. Antalya Film Festivali’nde yarışma bölümünde yer alan ve Mircan’ın besteleriyle “Altın Portakal” ödülünü alan “Kar Beyaz”, daha sonra 46. Chicago Film Festivali’ne “Dünya Sineması” bölümüne kabul edilen tek film oldu. Bunların dışında Ankara Uluslararası Film Festivali’nde de birçok ödül alan film, Los Angeles South East European Film Festivali, Almaata Uluslararası Film Festivali “Yarışma Bölümü”, 12. Las Palmas de Gran Canaria Uluslararası Film Festivali gibi festivallere de katıldı ve katılmaya devam ediyor.