“Malatya’da çetin yarış” / Kerem Akça / haberturk.com

“Malatya’da çetin yarış”

Kerem Akça, 2. Malatya Uluslararası Film Festivali’nin ulusal yarışmasında dört film arasındaki çekişmeyi ele aldı

18-24 Kasım 2011 tarihleri arasından düzenlenen 2. Malatya Uluslararası Film Festivali’nin “Zenne”nin reklam kampanyasından kaynaklanan ‘stratejik çekilme’ ile film sayısı yediye düşen ulusal yarışması incelenmeyi hak ediyor. Zira genel çerçeveye bakınca Türk sinemasındaki dört esaslı eğilimi kapsayan filmlere ulaşabileceğimiz seçkide benim için özellikle “Kar Beyaz” ve “Küçük Günahlar” öne çıkıyor. Ancak jürinin tercihinin “Gelecek Uzun Sürer” ve “Saklı Hayatlar” odaklı olacağını beklediğimi söyleyebilirim. Yani yedi filmden dördünün kazanma ihtimali var. Uluslararası yarışmanın ve kısa film yarışmasının da bulunduğu festivalin ödüllerinin tamamı, 24 Kasım gecesi sahiplerini bulacak.

Çoğu zaman festivallerin ‘güncel’ ulusal programlarını arşınlayınca gerçek bir ‘yerel çerçeve’ye ulaşmak mümkün olabiliyor. Bu sene “Zenne”nin (2011) kendi arzusu ve reklam amaçlarıyla programdan çekilmesiyle birlikte, 2. Malatya Uluslararası Film Festivali’nin Türk filmlerine ayrılan ulusal yarışmasında benzer bir tabloya ulaşmak mümkün. İlginç bir şekilde son yılların portresini çıkarmak için bu seçkiye bakmak yeterli olabiliyor.

Üç ana kaynağın yanında ‘ötekilik’ ana temayı oluşturuyor

Klasikleşen ‘kasaba filmi’ formülünün mamulü olan “Mar” (2011) dışındaki bütün filmleri izlediğim programa bakınca, ‘yönetmen hayranlığı’, ‘90’ların minimalist Yeni Türk sinemasının etkisi’ ve ‘alt kültür hikayelerine odaklanma’ düşüncesinin açığa çıktığı gözlemlenebiliyor. Kanımca bunların dışında son dönemin en ‘saygı duyulası’ halkası olan ‘postmodern sinema-yeni eğilimler’ ayağı, Rıza Kıraç’ın modern üçlü ilişki filmi konseptini karşılayan “Küçük Günahlar”ı (2011) ile kendine bir temsil bulmuş durumda.

Bunun dışında Alevilik meselesi, Kürt meselesi ve Karadeniz kültürünün sindiği bir ‘azınlık düşüncesi’ mevcut. O alt kültürlerin mensuplarını hikayelerinin merkezine yerleştiren yönetmenlerimizin de artık gerçek anlamda bu yönelimde bir özgürlük depoladığını görebiliyoruz. “Küçük Günahlar”ın bunların ikincisine de dahil olurken 12 Eylül ile günümüz toplumu arasında bağ kuran politik zinciri bir ‘alışılagelmedik’ taban getirirken, “Mar”ın kasaba hikayesi görüşü ile “Eylül”ün (2011) şehirde yabancılaşma duruşu sanki ‘daha önce görmüştük’ hissiyatını alevlendiriyor gibi.

Selim Güneş ‘Tarkovsky’ temsilinde Özcan Alper’in önünde

Filmleri de esasen tüm bu eğilimler ışığında incelemekte fayda var derim. Kanımca Tarkovsky ekolünü izleyip Türkiye’nin Tarkovsky’si olmaya çabalayan iki ismin Özcan Alper ve Selim Güneş’in yarışacak olması ilginç bir detay. Bunlardan ilkinin ‘duygusal’lığa ve ‘politik doğrular’a kendini kaptırmasıyla kaybettiği sinemasal gücün ikincisinde gerçek bir soğukkanlılık ve stil düşüncesiyle zirveye çıkma arifesinde olduğu söylenebilir.

Bu sebeple de “Kar Beyaz”ın neredeyse diyalogsuz bir şekilde ayrıksı açılar ve mercek tercihleriyle oluşturduğu bozucu kasaba tablosunun metaforik açıdan da dolu hali ile “Gelecek Uzun Sürer”in Kürt meselesine belgeci, kör kör parmağım gözüne ve yüreklere hitap eden bakışı tartışılabilir. Sektörel anlamda ‘mesafe’ konusunda zaafımız olduğundan bunlardan ikincisi her yarışmada ödüle daha yakın olacaktır.

“Gelecek Uzun Sürer” ana ödüllere yakın

Ancak kanımca Güneş’in sineması tek filmle Alper’in iki filmlik külliyatından daha devrimci. En azından yönetmenlik ve usul açısından evrensel yargısı daha kuvvetli. “Gelecek Uzun Sürer” de işte tam olarak bu sebeple burada film ve yönetmen ödüllerine yakın.

Bu çekişmenin yanında bir senedir ulusal yarışmaların şamar oğlanına dönüşen “Küçük Günahlar”ın politik bakış açısını kuşaklar üzerinden soyut bir ilişki filmine çevirdiği düşüncesine dikkat çekilmeli. Bu noktada da kaynağında Bertolucci’nin ‘renk’ üzerinden anlam yaratan sinemasının izini süren bir ‘yönetmen ilgisi’ sezebildiğimiz eserin sosyopolitik damarıyla önemsenmesi şart.

Sırfen politik taban ve minimalist görüş satabiliyor

Ancak jürinin ‘çağ dışı’ bir sinemayla sırfen Alevilik meselesini ele alma cesaretini gösterdiği için, ‘destansı aşk filmi’ formülü tutmayan “Saklı Hayatlar”ı (2011) ödüllendirmesine de şaşırmamak lazım. Yani sosyopolitik mesele ve gerçek sinema duygusu çarpışacak bu yarışmada. Kanımca da bunların ilki her zamanki gibi festival ödüllerinde öne çıkacaktır. Bu konu ışığında son yıllarda artan ‘kendini çok yukarılarda görme’ sorunu, Türk sinemasına olumlu veya olumsuz açıdan sirayet edecektir.

Aynen Adana Altın Koza Film Festivali’nde ödüllü “Eylül”ün yönetmeni Cemil Ağacıkoğlu’nun, fotoğraf makinesinin işlevlerini 35 mm’ye uygulayıp minimalist film ürettiğini düşünmesinde görüldüğü gibi. Zira yalnızlık-bıkkıntı-kapitalizm üçgeninden göçmenlik ve kanser sorunlarına yaklaşırken, ciddi karakter, oyuncu ve senaryo eksiklikleri çektiği bir hayli belirgindir o eserin. Yani ‘şekil aynı şekil’ diyebiliriz.

Kadın ve erkek oyuncu dallarında rekabet odağı belli gibi

Yeri gelmişken yan kategoriler hakkında da birkaç kelam edelim. Müzik dalında “Küçük Günahlar”ın özgün dinletisi öne çıkarken, erkek oyuncu kategorisinde sanki “Kar Beyaz”ın genç yeteneği Hakan Korkmaz ile “Gelecek Uzun Sürer”den Durukan Ordu arasında çetin bir yarış geçecek gibi. Kadın oyuncuda yine Alper’in filminden Gaye Gürsel’in öne çıkan performansına Esra Ruşan veya Görkem Yeltan dur diyebilir.

Film, yönetmen ve senaryo kategorileri ise genel beğeni çerçevesinde şekillenecektir. Ancak Rıza Kıraç’ın diğerlerine fark atan olgunlaşmış kaleminin sözünü ettiğimiz üçüncü dalda açık ara önde olduğu kesin. “Unutma Beni İstanbul” (2010) gibi tamamı yabancı dilde çekilmiş bir ‘kısa filmlerden oluşan film’in nasıl tepki göreceği ise merak konusu.

Kerem Akça’ya göre ödülleri alması gereken adaylar:

En iyi film: Kar Beyaz
En iyi yönetmen: Selim Güneş
En iyi erkek oyuncu: Hakan Korkmaz (Kar Beyaz)
En iyi kadın oyuncu: Gaye Gürsel (Gelecek Uzun Sürer)
En iyi senaryo: Küçük Günahlar
En iyi müzik: Küçük Günahlar